Obruk
Kuşaklardır içinde yaşanan, sınırları hem fiziksel hem zihinsel olan kapalı bir yeraltı dünyası. Burada taş yalnızca zemin değil; hafıza, korku ve düzenin kendisidir.
Yerin altında unutulan bir halk.
Yukarıda bekleyen bir gerçek.
Ve ikisinin arasında, anlatılmayı bekleyen bir hikâye.
Kuşaklardır aynı karanlığın içinde yaşayan insanlar, kendilerine anlatılan dünyanın sınırlarına inanarak büyüdüler. Fakat bazı sorular, taşın içinde bile kök salar. Obruk, ışığın azaldığı bir yerde gerçeğin çoğalmaya başlamasını anlatır.
Obruk’un kapağı henüz açılmadı. Ama karanlık çoktan konuşmaya başladı.
Yayın tarihine kadar bu sayfa, Obruk’un dünyasından izler, cümleler ve duyurularla genişleyecek.
Yukarıyı yalnızca söylentilerden bilen insanlar düşünün. Göğü hiç görmemiş çocuklar. Işığın bile paylaşılarak yaşandığı bir düzen. Ve herkesin doğru bildiği geçmişin, yavaş yavaş çatlamaya başladığı bir an.
Obruk, yalnızca kapalı bir dünyanın hikâyesi değil; insanın bilmediği şeyden nasıl korktuğunun, bildiği şeylere nasıl tutunduğunun ve bazen gerçeğe ulaşmak için önce kendi karanlığından geçmesi gerektiğinin romanıdır.
Bazı yolculuklar yukarı çıkmak için değil, aşağıda neyin saklandığını anlamak için başlar.
Obruk’ta her şeyin bir yeri, her sözün bir ağırlığı, her ışığın bir hesabı vardır. İnsanlar yalnızca taşların arasında değil, onlara öğretilmiş sınırların içinde de yaşar.
Kuşaklardır içinde yaşanan, sınırları hem fiziksel hem zihinsel olan kapalı bir yeraltı dünyası. Burada taş yalnızca zemin değil; hafıza, korku ve düzenin kendisidir.
Yalnızca görmek için değil, yaşamak, hatırlamak ve yön bulmak için de gerekli olan en değerli şey. Işık azalınca insanların birbirine duyduğu güven de kararmaya başlar.
Kimileri için masal, kimileri için tehdit, kimileri içinse unutulmuş bir ihtimal. Yukarısı hakkında konuşmak bile bazen düzeni sarsmaya yeter.
Topluluğun düzenini ayakta tutan, ama her tekrar edilişinde biraz daha değişen miras. Herkes aynı sözleri bilir; fakat kimse ilk kez neden söylendiklerinden emin değildir.
Yalnızca bir yerden bir yere gitmek değil; anlatılanla yaşanan arasındaki farkı görmeye başlamak. Obruk’ta yol, çoğu zaman ayaklardan önce zihinde açılır.
Obruk, karanlık bir mekânda geçen bir roman olsa da asıl derdi karanlığın kendisi değildir. Onu var eden korkular, onu sürdüren hikâyeler ve onun içinde filizlenen sorularla ilgilenir.
Bir topluluk geçmişini kaybederse, geriye kalan şey tarih midir, efsane mi? Obruk’ta hatırlamak da unutmak da yalnızca bireysel bir mesele değildir.
Bilinmeyen şey gerçekten tehlikeli midir, yoksa tehlike çoğu zaman ona verilen isimde mi saklıdır? Korku, bazen duvarlardan daha sağlam sınırlar çizer.
İnsanlar bazen gerçeğe değil, kendilerini bir arada tutan hikâyeye ihtiyaç duyar. Fakat her hikâye, bir gün kendi ağırlığını taşımakta zorlanır.
Karanlığı bitiren şey her zaman ışık değildir; bazen yalnızca birinin yürümeye başlamasıdır. Obruk’ta ışık, hem madde hem umut hem de hesaplaşmadır.
Hayatta kalmak için kurulan düzen, bir süre sonra hayatın kendisine dönüşebilir. Obruk, birlikte yaşamanın bedelini ve yalnız düşünmenin cesaretini yan yana taşır.
Bu cümleler, Obruk’un karakterlerinin dünyasına açılan küçük çatlaklar gibi okunabilir.
“Bazı kapılar açılmaz; yalnızca bir gün, artık kapı olmadıkları anlaşılır.”
Damla“Yukarıyı bilmeyenler için gökyüzü bir yer değil, bir söylentidir.”
Gonca“Bir halk, en çok da unuttuğu şeyi korur.”
Akis“Taş susmaz. Yalnızca insan, onu duymamayı öğrenir.”
Kaya“Bazen en derin yer, insanın doğduğu yer değil; soru sormaya başladığı yerdir.”
ÖzsuObruk’un insanları aynı taşın içinde yaşar; ama aynı karanlığı görmezler. Kimi kalmakla, kimi gitmekle, kimi susmakla, kimi anlatmakla sınanır.
Obruk’un karanlığında yalnızca yürüyen değil, gördüklerinin anlamını da taşıyan ana karakter. Damla için yolculuk, bir çıkış arayışından çok, kendisine anlatılan dünyanın neden eksik olduğunu fark etme sürecidir.
Yolun yalnızca yürünerek değil, sorumluluk alınarak açıldığını bilenlerden. Kaya için karar vermek, bazen bir kapıyı açmaktan çok geride kalanların yükünü de taşımaktır.
Obruk’un derinlerinde akıp giden şeylerin yalnızca su olmadığını sezdiren bir varlık. Özsu, hatırlamanın, arınmanın ve bazen de saklanan gerçeğin sessiz taşıyıcısıdır.
Geçmişten geriye kalanların dibe çökmüş hâli gibi duran bir isim. Tortu, Obruk’ta hiçbir şeyin bütünüyle kaybolmadığını; yalnızca biçim değiştirip beklediğini hatırlatır.
Cevaplardan önce soruların büyüttüğü bir çocuk. Gonca, Obruk’un en eski korkularına en basit ama en tehlikeli sorularla yaklaşır.
Söylenenlerin yalnızca duyulmadığını, yankılanarak değiştiğini gösteren bir karakter. Akis, Obruk’ta geçmişin bugüne nasıl döndüğünü ve her sesin sahibinden fazlasını taşıdığını hissettirir.
Kitabın yayın süreci, kapak çalışmaları, ön okuma duyuruları ve satış bağlantıları bu sayfa üzerinden paylaşılacak. Obruk’un dünyasına ilk adım atanlardan biri olmak için e-posta adresinizi bırakabilirsiniz.
E-posta adresiniz yalnızca Obruk ile ilgili duyurular için kullanılacaktır.
Bazen insan, çıkmak için değil; neyin içinde yaşadığını anlamak için iner.
Obruk’un kapısı henüz açılmadı. Ama ilk ışık çoktan sızdı.